Haber

OSMANLI TEŞKİLATI GENEL BAŞKANI DR. MEHMET ALİ ARSLAN: “KİMSE SUSKUNLUĞUMUZU ÇEKİNGENLİK, NEZAKETİMİZİ ZAYIFLIK SANMASIN!”

Genel Merkez

BİZ KİMSEYE YERİNİ GÖSTERMEYE MERAKLI DEĞİLİZ; ANCAK KİMSENİN DE BİZE YER GÖSTERME HAKKI YOKTUR!”


BİZ KİMSEYE YERİNİ GÖSTERMEYE MERAKLI DEĞİLİZ; ANCAK KİMSENİN DE BİZE YER GÖSTERME HAKKI YOKTUR!”

Osmanlı Teşkilatı Genel Başkanı Dr. Mehmet Ali Arslan, son dönemde devlet yönetiminde kullanılan siyasi üslup, tarihî dostlukların değeri ve uluslararası ilişkilerde karşılıklı saygı konusunda dikkat çekici açıklamalarda bulundu. Arslan, hiçbir siyasi makamın milletlerin tarihî hafızasından ve onurundan üstün olmadığını vurgulayarak, devlet adamlarının sözlerini seçerken temsil ettikleri makamın sorumluluğunu unutmamaları gerektiğini ifade etti.

“MAKAMLARIN YÜKSEKLİĞİ, İNSANLARA YUKARIDAN BAKMA HAKKI VERMEZ!”

Dr. Mehmet Ali Arslan, devlet yönetiminde siyasi nezaketin bir zayıflık değil, devlet aklının gereği olduğunu belirterek şu değerlendirmelerde bulundu:

“Bazı insanlar bulundukları makamın yüksekliğini, başkalarına yukarıdan bakma hakkı olarak görebiliyor. Oysa tarih bize defalarca göstermiştir ki makamlar geçici, milletlerin hafızası kalıcıdır.

Devlet adamlığı, yüksek sesle konuşmak veya başkalarına sınırlarını hatırlatmak değildir. Devlet adamlığı, gerektiğinde en sert meseleleri bile akıl, vakar ve diplomatik sorumluluk içerisinde değerlendirebilmektir.

Kendi makamını büyük görenler olabilir. Ancak hiçbir makam, bir milletin onurundan büyük değildir.”

“KİMSE TARİHÎ KARDEŞLİĞİ KENDİ SİYASİ TASARRUFUNDA GÖRMESİN!”

Tarihî dostlukların kişisel siyasi hesaplara indirgenmemesi gerektiğini vurgulayan Arslan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Milletler arasındaki kardeşlik, yalnızca bugün görev yapan yöneticilerin kurduğu bir ilişki değildir. Ortak geçmişler, yaşanan acılar, verilen mücadeleler ve nesiller boyunca oluşan gönül bağları vardır.

Bu bağları korumak, her şeyden önce karşılıklı saygıyı gerektirir.

Hiç kimse bulunduğu makamdan aldığı yetkiyle tarihî kardeşliklerin sahibi olduğunu düşünmemelidir. Devletleri yönetenler, milletler arasındaki bağların sahibi değil, o bağları korumakla sorumlu olan kişilerdir.

Bir milletin kardeşliğini kazanmak asırlar sürebilir; fakat düşüncesizce söylenen birkaç söz, gönüllerde derin kırgınlıklar oluşturabilir.”

“HADDİNİ BİLMEK, ÖNCE KENDİ SÖZÜNÜN AĞIRLIĞINI BİLMEKTİR!”

Arslan, siyasi açıklamalarda kullanılan buyurgan dilin uluslararası ilişkilerde güveni zedeleyebileceğine dikkat çekti:

“Bazen başkalarına haddini bildirmeye çalışanların, önce kendi sözlerinin ağırlığını tartması gerekir.

Biz kimsenin egemenliğine, bağımsızlığına veya devlet yönetimine müdahale etme arzusunda değiliz. Ancak görüşlerimizi ifade etmemizden rahatsız olanlara da şunu hatırlatmak isteriz:

Eleştiri müdahale değildir. Fikir beyan etmek düşmanlık değildir. Kardeşçe uyarmak ise saygısızlık hiç değildir.

Kimse kendi doğrularını tartışılmaz kabul etmesin. Kimse dostlukları tek taraflı bir itaat ilişkisine dönüştürmeye kalkışmasın.

Bizim anlayışımızda dostluk, bir tarafın konuşup diğer tarafın susması değildir.

Biz kimseye yerini göstermeyiz; fakat bize yer göstermeye kalkışan olursa kendi yerimizi de tarihimizden aldığımız vakar ile hatırlatırız.”

“DÜNÜN DAYANIŞMASINI UNUTANLAR, YARININ YALNIZLIĞINI HESABA KATMALIDIR!”

Tarih boyunca devletlerin zor dönemlerde kurdukları ittifakların önemine dikkat çeken Arslan, geçmişteki dayanışmanın siyasi polemiklere konu edilmemesi gerektiğini belirtti:

“Zor zamanlarda ortaya konulan dostluk ve dayanışma, sıradan bir diplomatik nezaket değildir. Milletlerin hafızasında karşılığı bulunan tarihî bir sorumluluktur.

Elbette hiçbir devlet geçmişte verdiği desteği başka bir devletin bağımsızlığı üzerinde hak iddia etmek için kullanmamalıdır. Ancak dayanışmanın hatırası da günlük siyasi tartışmaların gölgesinde değersizleştirilmemelidir.

Vefa bir borç senedi değildir; fakat vefasızlık da devlet adamlığına yakışan bir özellik değildir.

Bugün kullanılan sözlerin yarın hangi kapıları kapatabileceği düşünülmelidir. Çünkü uluslararası ilişkilerde güveni inşa etmek uzun yıllar, zedelemek ise bazen birkaç cümle sürer.”

“KİMSE SUSKUNLUĞUMUZU ÇEKİNGENLİK, NEZAKETİMİZİ ZAYIFLIK SANMASIN!”

Osmanlı Teşkilatı Genel Başkanı Dr. Mehmet Ali Arslan, açıklamasının sonunda isim veya ülke belirtmeden şu mesajı verdi:

“Biz tarihimizden aldığımız devlet terbiyesiyle konuşuruz. Sözümüzün ağırlığını bilir, dostlukların değerini gözetiriz.

Ancak bu anlayışımız, her söze sessiz kalacağımız anlamına gelmez.

Bizim nezaketimiz korkudan, sabrımız çaresizlikten, suskunluğumuz ise söyleyecek sözümüzün bulunmamasından kaynaklanmaz.

Devletler arasında eşitlik esastır. Hiçbir yönetici, başka bir milletin iradesine ve onuruna üstten bakma hakkına sahip değildir.

Kimse bizim vakarımızı zayıflıkla karıştırmasın. Kimse tarihî kardeşliği tek taraflı bir suskunluk mecburiyeti olarak görmesin.

Bizim kimseye düşmanlığımız yoktur. Fakat hiçbir makamın karşısında düşüncelerimizden vazgeçme mecburiyetimiz de yoktur.

Herkes yerini bilsin demiyoruz; herkes temsil ettiği makamın sorumluluğunu bilsin diyoruz.

Ve son sözümüz şudur:

BİZ KİMİN NE SÖYLEDİĞİNİ DEĞİL, SÖYLEDİĞİ SÖZÜN TARİH ÖNÜNDE NE ANLAMA GELDİĞİNİ ÖNEMSİYORUZ. MUHATABI OLAN, ÜZERİNE ALINMASI GEREKENİ ZATEN ANLAYACAKTIR!”